1. Haberler
  2. Sağlık
  3. Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!

Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, okul temelli şiddet olaylarında erken uyarı işaretlerini, gençlerin yaşadığı duygusal güçlükleri ve önleme sürecinde aile, okul ve medyanın sorumluluklarını değerlendirdi. Tek bir davranış değil, değişimlerin bütünü değerlendirilmeli…

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, okul temelli şiddet olaylarında erken uyarı işaretlerini, gençlerin yaşadığı duygusal güçlükleri ve önleme sürecinde aile, okul ve medyanın sorumluluklarını değerlendirdi.

Tek bir davranış değil, değişimlerin bütünü değerlendirilmeli

Gençlerin davranışlarındaki değişimlerin aileler ve öğretmenler tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Klinik Psikolog İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır.” dedi.

Okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi ve şiddeti romantize eden paylaşımların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden İpek Erol; kendine ya da başkasına zarar verme imalarının, belirgin sosyal çekilmenin ve ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrasında ortaya çıkan davranış değişikliklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

İpek Erol, “Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” uyarısında bulundu.

Öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek erken müdahaleyi zorlaştırıyor

Şiddeti önlemede öğrencinin yaşadığı güçlüklerin fark edilmesinin ve uygun desteğe ulaşmasının önemine dikkat çeken Erol, okulun yaklaşımının bu süreçte belirleyici olduğunu kaydetti.

İpek Erol, “Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.

Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını da vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır.” dedi.

Çocukla yalnızca kuralları değil, yaşadığı duyguları da konuşmak gerekiyor

Aile içindeki iletişimin gençlerin duygusal güçlüklerle baş etmesinde önemli bir yeri olduğunu belirten İpek Erol, duyguların konuşulamadığı ve çocuğun yalnızca başarısı üzerinden değerlendirildiği ortamların kırılganlığı artırabileceğini ifade etti.

İpek Erol, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir.” dedi.

Ailelere çocuklarının yaşadığı duyguları anlamaya yönelik bir iletişim kurmaları çağrısında bulunan İpek  Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı.” ifadelerini kullandı.

Her öfkeli veya içe kapanık genç şiddete yönelmiyor

Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını, buna karşılık duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini anlatan Erol; dürtü kontrolündeki zayıflığın, kimlik karmaşasının, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacının ve öfkeyi yönetememenin bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabildiğini söyledi.

Ancak bu özelliklerin tek başına bir gencin şiddete yöneleceği anlamına gelmediğini vurgulayan İpek Erol, “Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir.” diye konuştu.

Erol, davranışı kontrol etmekte güçlük, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmanın birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Görünür olma isteği ile yalnızlık bir arada yaşanabiliyor

Gençlerin taşıdığı duygusal yükün de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında.” dedi.

Dijital kültürün görünür olma baskısıyla bu yükü artırabildiğini ifade eden İpek Erol, “Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman tek bir neden bulunmadığını belirten İpek Erol; dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu ve intikam fantezileri gibi unsurların birikimli bir psikolojik sürecin parçaları olabileceğini söyledi.

Psikiyatrik değerlendirmede erken müdahale önem taşıyor

Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini ifade eden İpek Erol, özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulmasının kişinin çevresini olduğundan farklı algılamasına yol açabildiğini belirtti.

Psikiyatrik hastalıklarla şiddet arasında doğrudan ve genelleyici bir bağ kurulmaması gerektiğine dikkat çeken Erol, erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahalenin önemini vurguladı.

Dijital oyunlar üzerinden tek nedenli açıklama yapılamaz

Şiddet olaylarının yalnızca dijital oyunlarla açıklanamayacağını belirten Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil.” dedi.

Şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğine ve duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu ifade eden İpek Erol, bu bulguların ağır ve hedefli saldırıları tek başına oyun oynamakla açıklamadığını vurguladı.

Erol, “Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” diye konuştu.

Medyada failin hikâyesi yerine önleme ve destek yolları öne çıkarılmalı

Şiddeti önleme konusunda medyanın da sorumluluk taşıdığını kaydeden İpek Erol, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini öne çıkaran yayınların bazı kırılgan gençler açısından model oluşturabileceğine dikkat çekti. Erol, bu durumun literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlandığını belirtti.

Haberlerde kullanılan dilin ve seçilen odağın önemini vurgulayan Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Okulda şiddeti önlemede erken uyarıları fark etmek kritik!
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Ne Dersin ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!